Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Ali Özkanlı

Ali Özkanlı

ali@kapadokyahaber.com.tr

KURBAN TESLİMİYETTİR

28 Aralık 2020 - 15:27 - Güncelleme: 19 Temmuz 2021 - 23:51

Kurban; Rabbimizin bizlere bahşettiği en değerli hayatı, değersiz şeylerle harcamaktan kaçınarak en
yüce değer uğruna adanmışlıktır. Kurbanın sembolize ettiği gerçek; Hakk’a adanmanın, teslimiyetin diğer
bir adıdır.
Hz. İbrahim (as) önce can, sonra canan ile sınanmıştır. Ateşte can sınavını vermiş, ateş O’nu
yakmamıştır. Çünkü aşkını imana, imanını hayata dönüştüreni ateş tabiî ki yakmazdı. İbrahimî aşkınız varsa
bu aşk ateşi Nemrutların ateşini elbet söndürecektir.
Gönül güzelliği ile satırlara nakşedilen öyle yazılar var ki. İşte onlardan biri. Nurullah Gülsever’in
gönül telimizi titreten adanmışlığın manifestosunu kaleme aldığı satırları birlikte okuyalım mı?
“Adanmak… Rabbin ilahi kudretinin önünde boynunu kader bıçağına teslim ederek âşık olmaktır…
Kurban adanmaktır… İsmail (as) gibi nazenince, İbrahim’i (as) bilgelikle, Hacer’ce teslim olmaktır… Belki
de sonsuza yürümek melekçe ufuklara yücelmektir. Dünya çölünün ücralarından, nefsin dipsiz
aşağılıklarından kopup yükselmek, yakınlaşmak ve yakınlaşmak, Efendimizin (sav) eteklerine yapışarak
adanmak. Hangi vuslat O’na yakın olmaktan daha sıcak gelir ki? Hele bir de günahlar gurbetinde, yürekleri
donduran buzullar ülkesi vatan olmuşsa körpe ruhlarımıza…
Kurban olmak… Nefsi emmarenin boynunu kulluk vadisinde bir çırpıda keskin bıçaklara çalmak…
Kurban olmak Habilce razı olmak ve imtihanın ilk kanlı adağı olup rıza bahçelerine konuk olmak. Ve
nihayet kurban olmak. Hüseynî aşkın demiyle, kurak çölleri Rahman’ın al gülistanına çevirmek…
Şu dünya gurbetinde hayat devşiririz; bir yanı yıkık, bir yanı buruk, bir yanı sancılı diğer yanı acılı. Soğuk
ve boğuk bir tenhanın ıraklarında solan bir hayat.
Hayat devşiririz garipler hanının sahipsiz, maliksiz uzletinde. Sonra han devrilir üzerimize. Biz,
kimsesizlik diyarında hayat devşirirken devriliriz. Dünya beşiğinde hayatı uyuturuz can veren dualardan.
Yuvasız yollar keser önümüzü…
Bir ceylan yavrusu, yolunu şaşırıp düşer sırtlan sürüsü arasına… Biz hayat devşirirken kayboluruz
sıcak kucaklardan uzaklarda. Ne yaman ellere düştük böyle puslu, kasvetli, ıssız, kimsesiz bir hayatın
acımasız derinliklerinde kaybolurken, yarlar yarından uzaklığın ayazı keser damarlarımızı. Ne bir yol, ne bir
yoldaş; ne bir iz, ne bir rehber bu acayipler beldesinde. Boranlı gazabın üzerimize yağıp durduğu bu
garaibler asrında, ne tüten bir ocak, ne sıcak bir kucak ısıtır içerimizi…
İşte adanmak… Uzaklıklar uzaklığı üşütür de nazenin tenimizi, her şeyi ve her yeri ısıtan şefkat
kucağına girmek için adanmak… Bir yed-i beyza sırtımızı sıvazlar mı pamuksu? Bir sultan tanırız yakınlara
ve uzaklara hükmeden ateşe ve buza boyun eğdiren. Gurbet ve sılanın sahibi, elemin ve lezzetin maliki.
Herkese her şeyden daha yakın bir sultan. Sultanın sımsıcak rahmeti bitirir tüm uzaklıkları. Yollar biter,
gurbet biter, hasret biter, karanlık ve soğuk biter, bize her şeyden daha yakın Yar’ımızın vuslatında…
Onu tanımaktır işimiz. Ona ram olmaktır gidişimiz. Marifet pusulası O’nun kıblesine yön gösterince,
kaybolmuşluk ve tükenmişlik sona erer. Ruhlar ve bedenler O’nun malı olunca kurtulurlar. Tüm bayramlı
sılalara çevirir. Rahmetini indiği yerde dertler, belalar son bulur, nurunun kapladığı mekânlara kâbusî
karanlıklar elveda eder.
Ve işte adanmak… Sibir vadisinde kurbanlık bir koç gibi İsmailce (as) ruhunu Rahman’a teslim
eylemek. İsmailce (as) nefsin boynunu Rahman’a uzatıvermek. İsmaili (as) inancın emelinde yürüyerek aşk
şarabını tatmak; nefsiyle, ameliyle, sevdasıyla, umuduyla ve tüm zerreleriyle Allah’a (cc) yaklaşmaktır
adanmak…
İbrahim (as) gibi ciğerparemizi, göz kırpmadan hayatın ve ölümün Padişah’ına sunamıyorsak da
yüreğimizin derin boşluklarından, ruhumuzun buhranlarından, nefis ve hevâ zincirlerinin acımasızlığından
usanarak çalışıp, çabalayıp didinip yaklaşmaktır Kerim Allah’a adanmak…
Elverir de gafletimizin girdaplarından kurtulursak; elim uzaklığın, zemheri ayrılığın ve ciğer
dağlayan gurbetin, can bağımızı tufanzede bir viraneye çevirdiğini görürüz. Ve sonra, zikir fidanlığımızın
yapraklarına şebnemler düşer tevbenin ılık esintisi eşliğinde… İliklerimizi donduran firak buzullarını
sımsıcak aşk güneşi eritir. Yüreklerimizde çağlayan yakarışlar, Allah’ın (cc) izni ile dirilişe inkılâp ederken
biz yiğitçe hayatlar devşiririz…

Sonra Rahmânî aşkın melekûtî maverasına ter-u taze hayatlar adarız; altın tepsilerde, halis
tütsülerle… Ve boz bulanık asrın çehresi değişir. Bahtı kara coğrafyamız rengin baharlar doğurur; biz
adanırken çağ değişir Allah (cc) bize yar olur. Hz. Muhammed (sav) serdar olur… Müminler Allah’a (cc) ve
Resulüne (sav) kurban olur.
Bayram; Allah’tan korkmak günahları terk etmektir; Sünnet-i Seniyyeye ittiba takva ile bezenmektir.
Vatan-ı aslimiz olan Cennete ebedi kalmak üzere kavuşmaktır… Hepimizin bayramı böyle olsun İnşaAllah...
Bayram, sevindiğimiz kadar değil sevindirdiğimiz kadardır anlayışı ile bayramımız mübarek olsun…”
Kendisi ile tanışık ve barışık olan, Rabbi ile de tanışık ve barışıktır. Kurban yakınlaşmanın en önemli
özelliğidir. “Kurbanın ne kanının ne de etinin Allah’a ulaşacağını, O’na sadece ulaşacak olanın takva
olduğunu” yüce Kur’an dile getirmektedir.
Kurban inancını canlı tutmak aynı zamanda meydan okumaktır. Hz. İbrahim (as) ve Hz. İsmail’in
(as) şahitliğini çağa taşımaktır. İmtihan için geldiğimiz şu dünyada kulluğun manası, Allah’a itaat şuuru
içinde O’nu razı edecek şeyleri yerine getirmektir. Rabbimizi hoşnut etmek, rızasını kazanmak, nefsimizi
arındırmak ve eğitmekle Hakk’a yakın olacağız.
Efendimiz (sav) kurban kesmiş ve ümmetine de tavsiye etmiştir. Bu ibadet vacip ve sünnet olarak
uygulanmaktadır. Kurbanı Allah rızası için muhtaçlara dağıtırız. Bu mübarek günlerde Kurban, Bayram
Namazı, Teşrik Tekbirleri, mezarlık ve akraba ziyaretleri ile hasret gidererek muhabbeti artırmalıyız.
Günümüzde haberleşme imkânı geliştiği için gidemediğimiz yerlere, telefon, sosyal medya, e-mail mesajı
yoluyla ulaşabiliriz artık.
Kurban şuur ve teslimiyetin sembolüdür. Kurban olayını Kur’an-ı Kerimde şöyle anlatılıyor. “Ey
Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. Çocuk kendisiyle
birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona yavrum, ben rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm.
Düşün bakalım, ne dersin, dedi. O da babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden
bulacaksın, dedi. Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim de onu yüz üstü yere yatırınca,
ona şöyle seslendik: Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları
böyle ödüllendiririz. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır. Biz, İbrahim’e büyük bir kurbanlık vererek İsmail’i
kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selâm olsun.” (Saffat Sûresi 100-
109. Âyetler)
Kurban vermektir. Kurban, teslimiyettir. Kurban, dayanmaktır. Allah’a adanmışlıktır. Kurban, Hz.
İsmail gibi her şeyden vazgeçebilmek, boyun eğebilmektir. Kurban, Hz. İbrahim gibi emre itaattir. Kurban
en sevdiğini daha çok sevdiğin için bırakabilmektir. Sadece Allah için hesapsız ve içten vazgeçebilmektir.
Kurban, yaşam filmini gözden geçirip zamansız elveda diyebilmektir. Kurban, bedel ödemektir. İyilik ve
hayır adına yapılanların karşılığı elbette ahirette umulur. Şer gibi görünende hayır olabilir. Kurban; Birlik ve
beraberliğin, kardeşliğin, yardımlaşmanın, dostluğun adıdır.
Rabbim, bizlere kurban olmanın şuurunu nasip etsin. Bayramlarınız gerçek bayramlar olsun. Selam
ve dua ile…
Ali ÖZKANLI Eğitimci Şair Yazar

Bu yazı 486 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum